• BIST 103.186
  • Altın 227,073
  • Dolar 5,3171
  • Euro 6,0307
  • İstanbul 1 °C
  • Ankara 4 °C

DİLİ MUHAFAZA DİNİ MUHAFAZA GİBİDİR.

Ali İhsan Ersöz

DİLİ MUHAFAZA,DİNİ MUHAFAZA GİBİDİR.

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“İnsanoğlu sabah kalktığında vücudun bütün uzuvları (el, ayak, göz, kulak gibi) dile şöyle der­ler: Başımıza gelecek bütün felaketler senin yüzünden olacaktır. Öy­leyse Allah'tan kork ve bizi felakete sürükleme. Çünkü: Sen doğru ha­reket edersen biz de selamete çıkarız; eğri yollara saparsan biz de saparız.”

Dil; Hak Teâlâ’nın yarattığı şaşılacak şey’lerdendir. Görünüşte bir et parçasıdır; amma hakikatte varlıkta olan her şey onun tasarrufu altında­dır.

Hatta olmayan şey'ler bile ondadır. Çünkü o, hem yokluktan, hem de varlıktan ibarettir. Belki aklın vekilidir.

“Kalbi dürüst olmadıkça kulun, imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.” (Ahmed b.Hambel, el-Müsned, 3/198)

Kullarına karşı sonsuz rahmet sahibi olan Cenab-ı Hakk (Celle Celelühü), lütfünden yaratıp kemale erdirdiği insana, meramını, duygu ve düşüncelerini anlatmak ve en önemlisi kendisini zikir ve tesbih etmek için büyük nimet olan nutuk ve beyan ihsan edilmiştir. “O Allah ki, İnsanı yarattı. Ve ona,  konuşma yeteneği bahşetti” (Rahman: 55/3-4) ayeti de bu hakikati ifade etmektedir.

İnsan, Cenab-ı Hakk (Celle Celelüh)’ın kendisine ihsan ettiği bu nimetin şükrünü, Kur’an ve onun ulvi hakikatlerini okumak, tebliğ vazifesini ifa etmek, zikir ve tespihle meşgul olmak suretiyle onun veriliş hikmetine muvafık hareket etmiş olur. Yalan, gıybet, iftira ve malayani sözlerle o kıymettar nimete nankörlük edip, hak ve hakikati söylemeyen bir kişi, vazifesini su-i istimal etmiş ve o lisanın veriliş gayesine ihanet ve o nimete nankörlük etmiş olur. Dilin vazifesi ve ziyneti faydasız ve boş sözlerden sakınarak her zaman ve zeminde mutlaka doğruyu ve faydalıyı konuşmaktır.

Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendimiz konuyla alakalı bazı hadis-i şeriflerini dikkatinize sunmak istiyorum:

Ebû Hureyra (Radıyallâhu Anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) şöyle buyurdu:

 “Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi mutlaka hayır söylesin veya sussun.” (Buhârî, Edeb: 27; Müslim, İman: 17)

  “İnsan dinlemekle akıllanır, konuşmakla pişman olur.”

İnsan, insanın kurdudur! En yakın arka­daşı muhtemelen en büyük rakibidir. Yükselebilmek İçin omuzlarına ba­sacağınız kimseler, çevrenizdekiler ise eğer; omuzlarınızı kollamak durumundasınızdır. Psikologlar bu güvensizliğin, bu yalnızlığın ürünü. Si­zi dinlemek, Size değerli olduğunuzu hatırlatmak, yalnızlaşan insan­lığı teselli etmek etmek için...

Ahlak yasalarının en temel kanunu; “Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapmamaktır.” çerçevesinde insanlık sığınacak limanlar arıyorken,“Müslüman, diğer Müslüman­ların elinden ve dilinden selamette olduğu kişi” ölçüsünü hayatlarımı­za hâkim kılabildiğimiz ölçüde, dünya bizler ve insanlık için kâbus ol­maktan çıkacaktır. Fakat içinde bu­lunduğumuz hâli izah etmek biraz güç gözükmektedir.

Kendisini hayırla yâd etmemizi gerektirecek onlar­ca vasfı olan bir kardeşimiz, bir hiz­met topluluğu ya da bir hoca efen­di; hata yapmaya görsün. Ve bizler, yeter ki haklı olalım. Ya da haklı ol­duğumuza inanalım. Farkında ola­lım ya da olmayalım, ortaya koy­duğumuz tavır noktasında Allah’û Teâlâ (Celle Celelühü) bizleri peşinen uyarıyor: “Sizden bir kimse, Ölmüş kardeşi­nin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! O hâlde Allah (Celle Celelühü)’dan sakının!”ayeti bize dur demelidir.

Bu öyle temel bir esastır ki, insanlar arasın­da sadece bu kanun gözetilse çö­zülmedik problemin kalmayacağı söylenebilir. Bütün varlığın kendisinden emin olduğu insan olan Müslüman, tabii hâli içinde çevresine bu emniyeti öylesine telkin edebil­melidir ki; kendisine bir iftira atılsa, o iftirayı işitenle­rin müfterilere tepkisi “O böyle bir şey yapmaz!” şek­linde olmalıdır.

Mümin, insanların yanındayken de uzağındayken de onlar için bir emniyet vesilesidir. İnsanlar bi­lirler ve emin olurlar ki, bir müminden kendilerine fi­il veya söz suretinde bir zarar dokunması söz konu­su değildir.

Yaydan fırlayan okun, namludan çı­kan kurşunun geri dönmesi mümkün olmadığı gibi ağızdan çıkan sözün de dönüşü yoktur. Müslüman bir insan eğer,ahiret hesabına taşıyamayacağı yüklerin, ödeyeme­yeceği hesapların altına girmek istemiyorsa öncelik­le diline sahip çıkmalı ve Allah (Celle Celelüh)’ı anmak için ve­rilen dilini, müminlerin aleyhinde kullanmamak için yemin etmelidir.

İnsanın yerinde ve zamanında konuşması veya susması, onun kâmil bir insan olduğunu gösterir. Zîra insanın kemâli, kelâmının altında gizlidir.

Lokman Hekim oğluna: “Eğer söz gümüş ise, sükût altındır.” demiştir.

Bunun için, bir Müslüman’ın tatlı dilli, güler yüzlü, şirin sözlü olması ve kimseyi incitmemesi gerekir. Ona yakışan budur. İftira, yalan, gıybet, dedikodu, laf taşıma, ara bozma, insanları birbirine düşürme gibi dinimizin haram kıldığı sözleri söylemekten ve dinlemekten kesinlikle kaçınmalıdır.

Ma’rûf-ı Kerhî Hazretleri der ki:

“Cenâb-ı Hakk’ın kullarına yardımının nişânı şudur ki; amel kapısını aça, faydasız söz kapısını kapaya.”

Dilimiz cehenneme değil, cennetimize vesile olsun.Amin

Selam ve dua

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Güvenli Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 05343258300