• BIST 1.144
  • Altın 496,804
  • Dolar 8,0690
  • Euro 9,5402
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 9 °C

EY MÜSLÜMAN SAVRULUYORUZ FARKINDAMISIN

Ali İhsan Ersöz

EY MÜSLÜMAN SAVRULUYORUZ FARKINDAMISIN.!

Müslüman olmak, komşumuzun dertleriyle ilgilenmek, yokluktan ve yoksulluktan dolayı aç uyuması, çoktan beri bizi ilgilendirmiyor, bundan rahatsız olmuyoruz! Ülkemize gelen milyonlarca muhacir, yetim, öksüz, garip insana şüphe ile yaklaşıyoruz. Sanki onları toptan imha etmeli, yamyam ve hatta toptan terörist ilan ediyoruz. Kendi dindarlığımız acaba dinidarlığamı dönüştü farkında değiliz.

Efendimiz, sav in “Onlar bir vadide, Kur’an ayrı bir vadidedir.” buyurarak, ümmetine âit olumsuz görüntülerden birini tablolaştırır. Bu hadisten bizim anladığımız, ümmetin Kur’an kültüründen uzaklaşacağı şeklindedir. Acaba bugün hatta beş yüz yıldır bunumu yaşıyoruz.

Türk toplumu yani biz, istatistik olarak kendini ne  kadar dindar tanımlıyor.Beş vakit namaz kılan,Türk milleti araştırmasına bir bakın.!Her türlü suç işlemelerinden, kadın cinayetlerine kadar,bu toplum ne oldu böyle! Sonra iki elimizi şakalarımıza alıp bir düşünelim bir daha bir daha düşünelim.!!

Özellikle “dindar” ve “zengin” ailelerde bir şeyler ters gidiyor, dostlarım…

İçimizde boşluklar, loşluklar oluşuyor. Ondan kurtulmak için kendimizi alışverişe vuruyoruz, araba ev değiştiriyoruz, mobilyaları yeniliyoruz, zayıflama kürleri yapıyoruz falan…

Ama bunların getireceği mutluluk günlerle sınırlıdır. Kısa süre sonra “yeni” eskiyor, kilolar geri dönüyor ve huzursuzluk tekrar başlıyor.

Bu kez başka “çare”ler aramaya çıkıyoruz: Psikiyatristlere, psikologlara gidiyoruz…

Hiçbiri “çare” olmuyor.

Öyleyse ne?..

Hayatımızda hangi parça eksik?

Çare insanın “Kullanma Kılavuzu” olarak ihsan edilen Kur’an-ı Kerim’de var: “Hablullah!”

“Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız!”

Amelsizlik hastalığı, toplumsal salgın bir virüs gibi yayılıyor. Sonra iyilik güzellikler bekliyoruz.

Kimse gerçek yüzünü belli etmiyor, gerçek yüzünü göstermiyor. 

Makam, kadın ve para imtihanında ciddi manada kaybettik. Şuurlu secdeli dediğimiz insanların, nasıl elimizden kayıp gittiğine şahit oluyoruz.

Allah için olacak, gerçek dost bulmakta bile zorluklarımız var. "Dost" saydıklarımızın bile dertlerini kendimize dert edinmiyoruz...

Zaten topu topu birkaç dostumuz var: Bize "dostluk maskesi" geçirilmiş menfaat ortaklığı yetiyor... 
Bu yüzden ayağımız sürçtüğü an, etrafımız boşalıveriyor.

Menfaat ortaklığının özelliği budur: Sadece ortada paylaşılacak menfaat olduğu ve paylaşma sürdüğü müddetçe yaşar. 
Taraflardan biri tökezler tökezlemez, "dost" zannedilen kişiler bu tökezlemeden nasıl faydalanacaklarını hesaplayıp gerekirse bir tekme daha yapıştırırlar...
Bu epey zamandan beri böyleydi; 1983 yılından bu yana ise yoğun biçimde böyle...
Rahmetli Özal pek çok güzelliğin yanı sıra, maalesef, kapitalizmin en acımasız boyutlarını da içimize ekti. 
Çok kazanıp çok harcamanın, marka giyip fark edilmenin fani lezzeti ile birlikte, "Altta kalanın canı çıksın" felsefesi, maalesef, dindarlara da bulaştı...
Sanki boynumuza "Versace,vakko" kravat, bileğimize "Rolex" saat, gözümüze milyarlık "Rayban" gözlük takmasak,lüks otomobilimiz,lange Rover,Porsche olmasa kabir meleklerinin suallerini cevaplandıramayacağız.
Ahirette kravatımızın, saatimizin, gözlüğümüzün, gömleğimizin,aracımızın markasını sorarlar mı acaba?.. Sorarlarsa, bir ihtimal, kabir azabından yırtıp cennetin yolunu tuttuk demektir.! 
Özellikli ve pahalı markalar öteki dünyada da geçiyor olmalı.! Yoksa fani dünyayı baki dünyanın "bekleme salonu" sayan "dindar Müslüman"lar, ne diye geçici heveslerin peşinden koşsun.?
Çok kazanmak, çok zengin olmak, çok iyi giyinmek, kocaman lüks otomobillere binmek, yalılarda villalarda oturmak; kısacası "bir eli yağda, bir eli balda" yaşamak, takvamıza bir şey katmıyor.
"Marka" dedik, "takva"dan olduk!
Eski duyarlılığımızdan eser kalmadı. Biz de artık tek dünyalılar gibi saçıp savuruyor, kendimiz için yaşıyor, bencilce davranıyoruz.
Bizim de artık görkemli evlerimiz, teknoloji harikası otomobillerimiz var.
Düne kadar sarık-cübbe giyenler,saçma sapan elbiseler içinde. Sakallar önce kısaldı, sonra da "kirli sakal"a dönüştürüldü.
Böylece "sünnet"i "moda" ile uzlaştırdığımızı zannederken, yüreklerimizin uzağına savrulduğumuzu fark edemedik.

Bunlarla ilim görgü kültürlü olacağımızı zannettik. Allah c.c. razı olacağı, amellerimizin güzelleşmesine yansımadı. Geçmişte şunları duyardık. ah bir zengin olsam! İslam davasına, paramın servetimin hepsi feda olsun.!Sahi ne oldu.!
Bir adım, bir adım daha derken, öyle bir "sath-ı mail"e girdik ki, saymakla bitmiyor. İnşallah bu hızlı kaymanın son durağı Cehennem olmaz!
Sürekli olarak başkalarını sorgulamak da bize bir şey kazandırmıyor.
Başkalarını sorgulamak yerine artık biraz da kendi iç âlemimizi, değişen değiştikçe sünnetten uzaklaşan hayat felsefemizi sorgulamaya başlamamız lâzım.
Ucundan başladık gibi de gözüküyor aslında. Çünkü "dünyacı yaşam biçimi" beklentilerimizi karşılayamıyor. İnançlarımızın hâlâ diri olması dolayısıyla, "fani dünya" bize yetmiyor. İkisini birden istiyoruz. 
İnsan olduğumuza göre ihtiraslarımızın sonsuz olması doğal. İnsan olarak hem dünyayı tüm güzellikleriyle yaşamak, hem de ahrette safa sürmek emelindeyiz. Olabilir elbette, neden olmasın?
Peki, ama "tercih" yapmak zorunda kalırsak ne olacak?
Dünyayı mı tercih edeceğiz, ahreti mi?.. Ahlâkı mı, parayı mı?.. Yüreği mi, kavgayı mı?.. Sevgiyi mi, nefreti mi? Yeniden Yaratıcı’ya dönmek, ve O’na tutunmaktan söz ediyorum. İnanın ki, o zaman hayatımızda hiç “eksik parça” kalmayacaktır.


Hadi bakalım, siz karar verin.

 

Selam ve dua

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Güvenli Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05343258300